Kategori arşivi: Hayata Dair

hayata dair yazılar

KURT YÜRÜYÜŞÜ

KURT_SURUSU

KURT YÜRÜYÜŞÜ !

Önde sürünün en zayıf, hasta 3 kurdu gider. Pusuda ilk onlar ölecekler! Diğer görevleri de arkadan gelenler için karda ilk yolu onlar açarlar.

Ardından en tecrübeli 5 savaşçı kurt gider.

Ortada 11 “dişi kurt” korunma düzeninde yürürler. Dişileri, sürünün arkasından sorumlu 5 deneyimli savaşçı kurt izler.
En arkada sürüden mesafeli olarak yürüyen ise sürünün lideridir…
O, sürekli olarak sürünün tamamını görmeli, izlemelidir.

Sizce de çok etkileyici değil mi ?

Liderlik en önde gitmek değil en doğru şekilde ilerlemektir.
Önde olanlar dikkat… Bazen hiç anlam vermediginiz bir şekilde en öne çıkarılıp anlamsız değer verilmeye baslandiysaniz, Önde olmanız başarılı olduğunuz anlamına gelmez. İlk olumsuzlukta Harcanır gidersiniz…

 

Yararlı Olması Dileği İle.

MUHAMMET ÇAĞATAY

BEYNİNİZİN HANGİ LOBUNU KULLANIYORSUNUZ ? SAĞ LOB SOL LOB TESTİ

BEYNİNİNİZİN HANGİ LOG OLDUĞUNU TEST EDİN !
beyin

 

1-Okuldayken hangi dersleri daha çok severdiniz?
    a) Türkçe, Resim, Sosyal vb.
b) Fenle ilgili olanları

2-Hangi tip sporları yapmaktan hoşlanırsınız?

   a) Tek başına yapılan sporları
b) Takım sporlarını

3-Gördüğünüz rüyaları ne sıklıkta hatırlarsınız?
a) Çoğunlukla hatırlarım
b) Ender olarak hatırlarım

4-Ellerinizi ve mimiklerinizi konuşurken ne kadar kullanırsınız?

 a) Çok kullanırım
b) Çok az kullanırım

5-İki elinizin parmaklarını birbirine geçirerek kapatın. Hangi elinizin baş parmağı üstte kalıyor?

   a) Sağ
b) Sol

6-Şu an saatin kaç olduğunu tahmin edin, şimdi saate bakın, yanılma payınız ne kadar?

   a) On dakikadan fazla
b) On dakikadan az

7-Aşağıdakilerden hangisini daha kolay hatırlarsınız?

   a) İnsanların yüzlerini
b) İnsanların isimlerini

8-İki gözünü açık tutarak elinizde ki kalemi, bir cam kenarı veya kapı kenarı ile hizalayın. Önce sol gözünüzü, sonra sağ gözünüzü kapatın. Hangi gözünüzü kapatınca kalem daha az oynuyor?

   a) Sol gözümü kapatınca
b) Sağ gözümü kapatınca

ŞİMDİ DE SONUCUNA BAKALIM :

“A” ların sayısı fazla ise, SAĞ beyniniz daha gelişmiştir…
“B” lerin sayısı fazla ise, SOL beyniniz daha gelişmiştir…

 

Ben SAĞ beyinli biriyim, çünkü…
-hayal ederim
-duyduklarımı unutmam
-hissederim
-koku alma tad alma benim için çok önemlidir
-sezgilerimi kullanırım
-iç güdülerim kuvvetlidir
-yeni şeyler üretirim
-subjektifim
-boyutları iyi algılarım
-ritim duygum gelimiştir
-bir bütün olarak görürüm
-duygularımla hareket ederim…

Ben SOL beyinli biriyim, çünkü…..
-mantık yürütürüm
-lineer düşünürüm
-sınıflandırır-isimlendirir
-dizer listeler yaparım
-analiz ederim
-yapı incelerim
-matematiksel işlemler yaparım
-bilinçli hareket ederim
-dili doğru kullanırım
-detayları görürüm
-inceler ve odaklanırım
-bütünü değil parçayı görürüm
-sistemli ve disiplinli çalışırım
-objektif davranırım…

SAĞ VE SOL LOB

Hem bilimsel hem de spiritüel kaynaklar iki türlü zihin olduğunu, başka bir deyişle insan beyninin sağ ve sol loblarının tamamen farklı çalıştığını söylüyor. Özetle anlatmak gerekirse:

Beynin sol lobu yaratıcı değildir, teknik konularda kapasitelidir. Bir şeyi ancak öğrendikten sonra yapabilir. Mekaniktir. Bu lob, muhakemenin, mantığın, matematiğin lobudur. Hesap, akıl ve düzenin kaynağıdır. Sağ lob ise bunun tam karşıtıdır. Rakamların değil, sözcüklerin, mantığın değil, duygunun lobudur. Güzelliğe ve sevgiye duyarlıdır. Çocuk doğduğu zaman sağ lob işlemektedir, sol lob işlemez. Sonra, dışarıdan aldığı bilgilerle sol lob da işlemeye başlar. Aileden, toplumdan, okuldan öğrendikleriyle sol lob giderek daha çok aktive olur, enerji sağ lobdan sol loba kayar. Eğitim sistemleri tamamen bundan ibarettir; sol lobu destekleyip sağ lobu yok etme çabasıdır. Yedi ile ondört yaşları arasında bu başarılır ve çocuk bir vatandaş haline gelir. Disiplini, dili, mantığı, düz yazıyı öğrenir. Okulda rekabet etmeye başlar, egoist olur. Güce, paraya ilgisi giderek artar ve daha da güçlü olabilmek için nasıl daha iyi eğitim alacağını düşünür, planlar yapar. Ve tabii ki çevresi de onu destekler. Bu koşullarda sağ lob ancak uykudayken işler, bazen de uyuşturucu alındığında. Batı’da uyuşturucunun bu kadar ilgi görmesinin tek nedeni eğitim sisteminin sağ lobu tamamen yok etmeyi başarmış olmasıdır. Çünkü, Batı fazla eğitilmiştir, yani bir tarafa yüklenmiş, aşırıya kaçmıştır. Uyuşturucunun çekiciliği, anında vites değiştirmesinden kaynaklanır. Enerji, sol lobdan sağ loba geçer ve sahte bir mutluluk, coşku, rahatlama hali yaratır. Zihin o denli aşırı bir uca itilmiştir ki duygusal yoksunluktan kaynaklanan bir isyan ihtiyacı doğmuştur ve insanlar; sevginin, şiirin, doğanın ve ruha gerçek doyumu veren güzelliklerin eksikliğini uyuşturucu ile gidermeye çalışırlar.

İnsanlık bu kadar keyifsiz ve coşkusuz yaşamaya daha ne kadar devam edebilir ki? Durum ortada değil mi? Yetişkinler de mutsuz, çocuklar da. Bir şeylerin değiştirilme zamanı çoktan gelmedi mi? Sağ lobun işlemesine bu kadar karşı olan eğitim sistemi sizce böyle mi kalmalı?

Çocuklara zihinlerinin iki lobunu da kullanmaları öğretilirse sorun çözülür. Hesap yapmaları gerektiğinde, yani ticarette ve iş yaşamında sol lob ne kadar gerekliyse hayatın tadını çıkarmak ve mutlu olmak için de sağ lob o kadar gereklidir. Sağ lob nihaidir, sol lob ise bir araç. Sol lobun, sağ loba hizmet etmesi gerekir. Amaç, mutlu olmaksa en önemli koşullardan biri budur.

Muhammet ÇAĞATAY

Yararlanılan Kaynak : http://gulernameste.blogcu.com/sag-lob-sol-lob-testi/778953

MATEMATİKÇİ OLMAK

 

Şimdi size bir matematikcinin üstün zekasını açıklayan bir fıkra verelim:
“Bir mühendis, bir fizikçi ve bir matematikçi
İskoçya’da trenin penceresinden bakarken siyah bir koyun görürler.

Mühendis hemen atılır, “İskoçya’daki bütün koyunlar siyah der.

Fizikçi söze karışır “İskoçya’daki bazı koyunlar siyah” der.

Matematikçi ise İskoçya’da en az bir tarafı siyah olan en az bir tane koyun vardır.”diyerek son noktayı koyar.

O halde matematik, problem çözme becerilerini geliştirir ve bu becerileri gerçek hayat problemlerini çözmede kullanabilme yeteneğini kazandırır. Verileri sistematik olarak düzenleyebilme ve yorumlayabilme becerisi kazandırır. Matematik, yüzyıllar boyunca toplumların itici gücü olmuştur. Günümüzde ise matematiğin bu gücü, her zamankinden daha fazla kendisini göstermektedir. Bilimde ilerlememiş gelişen bir toplum düşünülemeyeceği gibi, matematiksiz ilerleyen bir toplum da düşünülemez.
Tarihte ‘gelişmiş’ olarak adlandırılan toplumların en büyük
özelliği, bizleri bugün bile şaşırtan bilimsel ve matematiksel
sonuçlara ulaşmalarıdır. Babil Uygarlığı’nda astronomi alanında yapılan keşifler bile bugün ancak gelişmiş teknolojik aletlerin yardımı ile doğrulananyapılan
keşifler, Eski Mısır’da geometri alanında yapılan
çalışmalar, eski Yunan’da klasik geometrinin temelini oluşturan
buluşlar hayranlık uyandırıcıdır. Bu toplumların bilimdeki
gelişmeye paralel olarak diğer alanlarda da ilerlemiş olduklarını
hatırlamak ta gerekir.

90 LI YILLAR ( YENİ NESİL BUNU OKUMALI )

90li_yillar
Zaman zaman çocukluğunu özleyen biri olarak bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim umarım size bir nebze olsun geçmişinizi hatırlatabilirm…

Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.

Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.

Hatta Babamın bile anahtarı yoktu.

Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.

Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki…..

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.

Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.

Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.

 

Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.

Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.

Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.

Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi.

Susayınca girer evlerine su içerdik. Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.

Kısacacı evine gidip gelen elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.

Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık. Çok garip ama kimse almazdı.

 

Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi. Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi…

Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı. Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

 

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık. Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık. Azar işitip, acillere taşınmazdık.

Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

 

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim. Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki.

Komşumu tanımıyorum ama evinin camında, temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.

Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem. Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.

 

Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok. Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar…

Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

 

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.

Ben kapılarında ‘ vale ‘ lerin, ‘ bady ‘ lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.

Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana. Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder. Nedir bunlar?

Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk. Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk. İyi de neden böyle olduk ? Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi?.. “Her toplum hakettiği gibi yönetilir” derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi ?

Hint Felsefesinin 4 Altın Kuralı

Bazen insanın hayatında bir anda karşısına çıkıp iyi gelen yazılar vardır. Tam onlardan biri…

İlk kural :
“Karsina cikan kisiler her kimse, dogru kisilerdir. Bunun anlami sudur, hayatimizda kimse tesadüfen karsimiza cikmaz. Karsimiza cikan, etrafimizda olan herkesin bir nedeni vardir, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir sey ögretirler.”

İkinci kural :
“Yasanmis olan her ne ise, sadece yasanabilecek olandir. Hic bir sey, hem de hic bir sey yasadigimiz seyi degistiremezdi. Yasadigimizin icindeki en önemsiz saydigimiz ayrintiyi bile degistiremeyiz. “Söyle yapsaydim, böyle olacakti” gibi bir cümle yoktur. Hayir, ne yasandiysa, yasanmasi gereken, yasanabilecek olandir, dersimizi alalim ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatimizda karsilastigimiz her olay, mükemmeldir.”

Üçüncü kural :
“Icinde baslangic yapilan her an, dogru andir. Her sey dogru anda baslar, ne erken ne gec. Hayatimizda yeni bir seyler olmasina hazirsak, o da baslamaya hazirdir.”

Dördüncü kural:
“Bitmis olan bir sey bitmistir. Bu kadar basittir.”"Hayatimizda bir sey sona ererse, bu bizim gelisimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest birakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmis oldugun bu tecrübeyle ileriye dogru bakmak daha iyidir.”

Kendine iyi bak. Tüm kalbinle sev. Sonuna kadar hayatın tadını çıkar. Hayatındaki her gün bir hediyedir, kıymetini bil!…

ŞÜKRET ARKADAŞIM !

Yüzünü yıkamaya gitmeniz sadece 10 saniye sürerken, yatağa bağlı yaşayanlar var  tüm manzarası tavan olanlar var..

Şükret arkadaşım ayakkabı giyebildiğin bir ayağın var…

Senin kızarak bindiğin otobüse uzaktan bakıp iç geçiren tekerlekli sandalyedeki o adam var…

10 saat uyuyup işyerinde hala esnerken, geceyi çocuğunun başında hiç uyumadan bekleyip, ilaç parası için işe giden babalar var…

Senin annenin önüne koydugu yemeğe burun kıvırırken, pazar dağıldığında çürük domatesleri toplayan kimi anneler var…

 

İsyan etme arkadaşım annesiz var, babasız var…

Kıymet bil Her nefsin tadacağı bir ölüm var..

Şükret haline ki; sen bugün uyanırken nefesini yastığında bırakan var…

Şükret arkadaşım, bir şükrü bile bilmeyenler var…