Kategori arşivi: MAKALLER

MATEMATİKÇİ OLMAK

 

Şimdi size bir matematikcinin üstün zekasını açıklayan bir fıkra verelim:
“Bir mühendis, bir fizikçi ve bir matematikçi
İskoçya’da trenin penceresinden bakarken siyah bir koyun görürler.

Mühendis hemen atılır, “İskoçya’daki bütün koyunlar siyah der.

Fizikçi söze karışır “İskoçya’daki bazı koyunlar siyah” der.

Matematikçi ise İskoçya’da en az bir tarafı siyah olan en az bir tane koyun vardır.”diyerek son noktayı koyar.

O halde matematik, problem çözme becerilerini geliştirir ve bu becerileri gerçek hayat problemlerini çözmede kullanabilme yeteneğini kazandırır. Verileri sistematik olarak düzenleyebilme ve yorumlayabilme becerisi kazandırır. Matematik, yüzyıllar boyunca toplumların itici gücü olmuştur. Günümüzde ise matematiğin bu gücü, her zamankinden daha fazla kendisini göstermektedir. Bilimde ilerlememiş gelişen bir toplum düşünülemeyeceği gibi, matematiksiz ilerleyen bir toplum da düşünülemez.
Tarihte ‘gelişmiş’ olarak adlandırılan toplumların en büyük
özelliği, bizleri bugün bile şaşırtan bilimsel ve matematiksel
sonuçlara ulaşmalarıdır. Babil Uygarlığı’nda astronomi alanında yapılan keşifler bile bugün ancak gelişmiş teknolojik aletlerin yardımı ile doğrulananyapılan
keşifler, Eski Mısır’da geometri alanında yapılan
çalışmalar, eski Yunan’da klasik geometrinin temelini oluşturan
buluşlar hayranlık uyandırıcıdır. Bu toplumların bilimdeki
gelişmeye paralel olarak diğer alanlarda da ilerlemiş olduklarını
hatırlamak ta gerekir.

90 LI YILLAR ( YENİ NESİL BUNU OKUMALI )

90li_yillar
Zaman zaman çocukluğunu özleyen biri olarak bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim umarım size bir nebze olsun geçmişinizi hatırlatabilirm…

Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.

Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.

Hatta Babamın bile anahtarı yoktu.

Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.

Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki…..

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.

Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.

Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.

 

Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.

Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.

Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.

Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi.

Susayınca girer evlerine su içerdik. Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.

Kısacacı evine gidip gelen elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.

Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık. Çok garip ama kimse almazdı.

 

Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi. Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi…

Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı. Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

 

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık. Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık. Azar işitip, acillere taşınmazdık.

Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

 

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim. Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki.

Komşumu tanımıyorum ama evinin camında, temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.

Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem. Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.

 

Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok. Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar…

Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

 

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.

Ben kapılarında ‘ vale ‘ lerin, ‘ bady ‘ lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.

Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana. Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder. Nedir bunlar?

Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk. Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk. İyi de neden böyle olduk ? Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi?.. “Her toplum hakettiği gibi yönetilir” derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi ?

Hint Felsefesinin 4 Altın Kuralı

Bazen insanın hayatında bir anda karşısına çıkıp iyi gelen yazılar vardır. Tam onlardan biri…

İlk kural :
“Karsina cikan kisiler her kimse, dogru kisilerdir. Bunun anlami sudur, hayatimizda kimse tesadüfen karsimiza cikmaz. Karsimiza cikan, etrafimizda olan herkesin bir nedeni vardir, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir sey ögretirler.”

İkinci kural :
“Yasanmis olan her ne ise, sadece yasanabilecek olandir. Hic bir sey, hem de hic bir sey yasadigimiz seyi degistiremezdi. Yasadigimizin icindeki en önemsiz saydigimiz ayrintiyi bile degistiremeyiz. “Söyle yapsaydim, böyle olacakti” gibi bir cümle yoktur. Hayir, ne yasandiysa, yasanmasi gereken, yasanabilecek olandir, dersimizi alalim ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatimizda karsilastigimiz her olay, mükemmeldir.”

Üçüncü kural :
“Icinde baslangic yapilan her an, dogru andir. Her sey dogru anda baslar, ne erken ne gec. Hayatimizda yeni bir seyler olmasina hazirsak, o da baslamaya hazirdir.”

Dördüncü kural:
“Bitmis olan bir sey bitmistir. Bu kadar basittir.”"Hayatimizda bir sey sona ererse, bu bizim gelisimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest birakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmis oldugun bu tecrübeyle ileriye dogru bakmak daha iyidir.”

Kendine iyi bak. Tüm kalbinle sev. Sonuna kadar hayatın tadını çıkar. Hayatındaki her gün bir hediyedir, kıymetini bil!…

ÇOCUKLUĞUM

BENİM ÇOCUKLUĞUMDA ATARİ VARDI, SÜPER MARİO İÇİN, BOMBERMAN İÇİN TÜM MAHALLENİN ÇOCUKLARI BİR ARAYA GELİR SIRANIN BİZE GELMESİNİ BEKLERDİK. GÜNÜMÜZDE ÇOCUKLARIMIZIN ELİNDE ANDROİD TELEFONLAR VAR, 3D , HD OYUNLAR OYNUYORLAR, PLAYSTATİONLARI VAR PES 2013 LER OYNUYORLAR. İMKANLAR ÇOK AMA MUTLULUKLARI AZ.

Ben atarinin kolunun kablosunu atariye dolayarak çalıştıran nesildenim. Bana hiçbir şeyi çöpe attıramazsınız.

İçinden çıkan taso için cips alan, tasoyu alıp cipsi arkadaşına veren nesildenim. Bana ihtiyacım olmayan şeyleri paylaşmayı anlatmayın.

Mahallenin en iyi top oynayan çocuğunu takımına almak için adım atan nesildenim, bana adaleti anlatmayın.

Ben sevdiği kızı arkadaşı seviyor diye var gücüyle ona ayarlamaya çalışan nesildenim. İçi yana yana sarıldıkları anı izleyip gülümseyen nesildenim bana delikanlılığı anlatmayın.

Öğrenci zili çaldığı anda yerlerini alan, öğretmen geldiği anda hızlı bir şekilde ayağa kalkan, derste elleri çiçek olan, izin almadan tek kelime konuşmayan nesildenim bana büyüklere saygıyı öğretmeyin.

Ben avucunu camla kesip, acımamış gibi yapıp, kankasıyla tokalaşıp kan kardeşi olan nesildenim. Bana dostluğu öğretmeyin.

Akşam karanlığında mezarlıklarda saklambaç oynayan nesildenim. Bana cesareti öğretmeyin.

Komşu teyzeye ‘cici anne’ diyen, evinden çıkmayan böreklerini çöreklerini yiyen nesildenim. Bana komşuluğu anlatmayın.

Bayram sabahı erkenden kalkıp bütün mahalleyi kapı kapı dolaşıp şeker, harçlık toplayan nesildenim. Bana bayramları anlatmayın.

Arkadaşı düşüp yaralandığında, onun ağladığını görüp gözleri dolan nesildenim. Bana şefkati anlatmayın.

Ibızıttın mı?’ diyip ‘he?’ diye cevap alındığında ‘zıııııttt erenköy’ diye bağırıp gülmekten yerlere yatan nesildenim bana mizahı anlatmayın.

Kemal Sunal filmlerini yüzlerce kez izleyen nesildenim bana film kültürünü öğretmeyin.

Bütün bilyelerini tasolarını gözü gibi koruyan saklayan biriktiren nesildenim. Bana koleksiyondan bahsetmeyin.

TÜRKİYEDE YÖNETİM FELSEFESİ

Türk ve Japon şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine karar verildi.

Japonların takımında 8 kişi kürek çekiyor, 1 kişi dümencilik yapıyordu.

Türk Takımında ise 2 kişi kürek çekiyor, 3 kişi şeflik 3 kişi müdürlük yapıyor 1 kişi de dümeni kullanıyordu.

Her iki takımda, performanslarının en üst düzeyine varabilmek için uzun ve zorlu bir hazırlık döneminden geçti.

Büyük gün geldi ve iki takım da, kendini hazır hissediyordu. Japonlar yarışı bir kilometre farkla kazandılar…

Yarış sonrası Türk takımı çok sarsılmıştı. Türk Şirket yönetimi yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedeninin bulunmasına karar verdi.

Yapılan araştırmalar, analizler ve uzun çalışmalar sonucu düzenlenen raporlara göre hata bulundu ve çözüm önerisi getirildi.

Çözüm olarak yönetimdeki düzeni güçlendirmek için 1 genel müdür atandı, ve sandal daki ağırlığı dengelemek için kürekçi sayısı da 1 e indirildi.

Japonlara yeni bir yarış teklif etme kararı alındı.

9 kişilik Türk takımı Japonlarla bir yarış yapmak üzere yeniden yapılandı.

Japonların takımında yine 8 kişi kürek çekiyor, 1 kişi dümencilik yapıyordu.

Türk Takımında ise yeni yapılanma şekli şöyleydi,

1 Genel müdür

3 Bölgesel müdür

3 Dümen şefi

1 Dümenci

1 Kürekçi

İkinci yarışı Japonlar iki kilometre arayla kazandılar.

Tepesi atan Türk şirketi yönetim kurulu hemen harekete geçti.

Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan kürekçi kovuldu,

müdürlere ve diğer personele sorunun çözümüne olan katkılarından dolayı ikramiye verildi.

ŞÜKRET ARKADAŞIM !

Yüzünü yıkamaya gitmeniz sadece 10 saniye sürerken, yatağa bağlı yaşayanlar var  tüm manzarası tavan olanlar var..

Şükret arkadaşım ayakkabı giyebildiğin bir ayağın var…

Senin kızarak bindiğin otobüse uzaktan bakıp iç geçiren tekerlekli sandalyedeki o adam var…

10 saat uyuyup işyerinde hala esnerken, geceyi çocuğunun başında hiç uyumadan bekleyip, ilaç parası için işe giden babalar var…

Senin annenin önüne koydugu yemeğe burun kıvırırken, pazar dağıldığında çürük domatesleri toplayan kimi anneler var…

 

İsyan etme arkadaşım annesiz var, babasız var…

Kıymet bil Her nefsin tadacağı bir ölüm var..

Şükret haline ki; sen bugün uyanırken nefesini yastığında bırakan var…

Şükret arkadaşım, bir şükrü bile bilmeyenler var…